YAYLANIN ÇOCUKLARI - 2

İnsan hayal ettiği sürece yaşar; ya da buna “hayal ettiği sürece üretir” de diyebiliriz… Yaşamım boyunca hayallerime tutunma gayretim hiç bitmedi. Geçmişten beslenerek şekillenen hayallerim geleceğime ışık tutu onca yaşımda. Hayallerimi desteklemesi anlamında yaşamımda yer alan iki değerli varlığa çok şey borçluyum; birisi sevgili eşim Filiz, diğeri can yoldaşım Ceyhan Özkavalcıoğlu ağabeyim. Hayallerime yürüdüğüm anlarda ikisin de bana verdiği destek inkâr edilemez bir yaşam gerçeğim. Bazen düşünüyorum da çocuk yaşımda hayal ettiğim çok şeyi bugün yaşıyor olmak, bazı anlar beni korkutmuyor da değil hani…

 

Her çocuğa sorulan klasik sorudur; Büyüdüğünde ne olacağı. Yaşıtlarımın birçoğunun, çocukça tümceler kurarak “Adam olacağım” diye verdiği cevaplar bende hep başka boyuta sıçrardı, o yıllarda tanımlanamayan.

 

Yaşam süzgecinden geçirerek deneyimlediğim bir gerçek şu ki, Anadolu insanın yaşam kültüründe iki şeyin çok büyük önemi vardır; Birisi eş ve çocukları yani ailesi, diğeri de ahırındaki hayvanlarıdır. Her ne kadar günümüzde her ikisinin de bozulmaya başladığını, önemlerini yitirdiklerini ve başkaca değerlerin öncelikler arasında yer almaya başladığını gözlemlesek de hala bu gerçeği inkâr etmek mümkün değildir ve Anadolu kırsalında yaşayan esas çoğunluğun hala varlık nedenidir bu iki gerçek. Son yıllarda bu topraklar üzerinde hızlı bir şehirleşme görülse de, üretken Anadolu insanın şehir de bile ahır benzeri bir alanda, bir süt ineği, birkaç koyun ya da keçisiyle bahçesinde otlayan tavuk, hindi türünden can yoldaşları ile ortak yaşam kurduklarını görmek mümkündür.