DİJİTAL TEKNOLOJİ ve FOTOĞRAF

Biz eskiden…” diye başlayan cümleler kurmaya başladığınız bir konuşma genellikle izleyiciye, ya da okuyucuya “çok bilmiş “ biri olma havası verir… Amacım böyle bir duruma düşmek değil. Bu nedenle eskiden edinilmiş deneyimlerimiz günümüze aktarırken,eğer bu günün gerçekleri ile örtüştürebilirseniz deneyimlerinizin verimli olma katsayısı da artacaktır…

 

Günümüz fotoğrafçılığı özellikle dijital teknolojilerin hızlı gelişimi sonucunda baş döndüren bir ivme kazandı. Filmli bir fotoğraf makinesini eline alıp, ilk karelerini çekmeye başlayanların duydukları ilk cümleler “ Işığı arkana al, çok ışık altında enstantaneyi 1/125 yap, diyaframı da f/5.6 gibi yap, 1/60 enstantanenin altında elde çekim yapma, titretirsin,ışık azaldıkça diyaframı aç,enstanteneyi uzat…” v.b gibi örneklerdir ki, bunları çoğaltmak fazlasıyla mümkün.

 

Bu gün binlerce dolar ödeyerek elimize aldığımız ve teknik bir alet olan fotoğraf makinelerinin, daha işin başında fotoğrafın önüne çıkarılması sonucunu görüyoruz ki, bu da  “fotoğrafçılığın,aslında bir fotoğraf makinesinin doğru ve iyi kullanılması olduğu” gibi bir yanlış algının oluşmasına yol açmaktadır. Bu algı elindeki makineyi doğru kullanmaya çalışan yeterli teknik ve estetik altyapıdan yoksun kişinin ruh halini de etkileyerek, tamamen rastlantılara kalarak doğru yanlış elde edilmiş bir yığın görüntü kirliliğinin oluşmasına da sebep olmaktadır.  "Öğretilenleri unutmayayım ve her şeyin düzgün görüneceği fotoğraflar çekeyim."  baskısı altında alanlara çıkan estetik kaygıdan uzak eli fotoğraf makinelilerin özünde unutmaması gereken şey fotoğraf çekmenin esas olarak bir seçme, gözlem yapma, içerik ekleme ve doğru komutlar vererek görüntüyü hapsetme işlemi olduğudur.

 

Sanatsal bir kaygı taşımadan en basit tanımıyla fotoğrafçılık, etrafımızı saran görüntülerin arasından seçtiğimiz bir bölümün (kadraj), seçtiğimiz bir zamandaki halini iki boyutlu ve kalıcı bir görüntüye dönüştürme işlemidir.  Perspektif ve renklerin aktarımı gibi konular makine tarafından çözülmektedir. Dolayısıyla fotoğraf tekniği bir kenara bırakıldığında temel mesele neyin hangi andaki (ne durumdaki)  görüntüsünü görmek, göstermek istediğimizdir.

 

Bir görsel iletişim dili olma özelliği göz önüne alındığında Fotoğraf  "Seçtiğimiz kadraj ve anın ortaya çıkardığı iki boyutlu görüntünün izleyiciye neler düşündürüp hissettireceği " sorusuna aranan cevaptır aslında. Teknik elbette önemlidir, ama fotoğrafın neden bahsettiği, neyin görüntüsü olduğu –fotoğrafçının neyi göstermek istediği -  konusu, çekilecek fotoğraf içinde ilk açıklığa kavuşturulması gereken temel unsurdur. Fotoğrafçının özgünlüğü neyi nasıl görüntülemek istediğiyle ilgilidir;  teknik tüm önemi ve ağırlığıyla ancak bu soruya düzgün bir yanıt verildiğinde işe yarayacaktır. "Neyin fotoğrafını niçin ve nasıl çekmek istiyorum?" sorusunun öne çıkarılarak kişisel bakışla yanıtlanması yaratıcılığın işin içine katılmasını sağlayacaktır. Aslında konunun özünde tüm sanatçıların ortak sorusu " Ben bu fotoğraf veya eser ile ne anlatmak istiyorum? " gerçeği yatar.

 

Günümüzde,dijital fotoğrafçılığın işleri kolaylaştırmasıyla bir tür görüntü kirliliğinin yaygınlaştığı söylenir. 1970"lerin başında iyi pozlanmış bir renkli fotoğraf çekmek maharet ve bilgi isterdi; on yıl öncesine kadar kaliteli makro fotoğraflar profesyonellerin işiydi. Bugünse amatör sitelerin çoğunun kusursuz çekilmiş makro böcek ve çiçek fotoğraflarıyla dolup taştığı doğrudur, fakat maalesef bu fotoğrafları birbirlerinden ayırmak güçtür; çünkü o fotoğrafların fotoğrafçıları bu fotoğrafları aracılığıyla bize hiç bir şey söylemezler. "Seçtiğim kadraj ve anın ortaya çıkardığı iki boyutlu görüntü izleyiciye neler düşündürüp hissettirecek?" ya da daha derinde "Ne anlatmak istiyorum?" sorusu hiç sorulmamış gibidir.İşte o nedenledir ki o fotoğrafların fotoğrafçıları da diğerlerinden ayırt edilemezler...Yani sıradanlaşırlar.

 

Bu tür makro fotoğrafları, birbirine benzer güneş batışları ve benzeri fotoğrafları çekenlerin ayıp veya kötü bir şey yapmadığı aşikâr ve güzel de vakit geçirdiği açıktır. Bu fotoğraflara bakanların da   "Aynısını çekmek için hangi makineyi satın almalıyım, hangi objektifi kullanmalıyım? " gibi saplantılara takılıp kalmaları ise ayrı bir sorun olarak çıkar karşımıza. İşte bu eğlenceli kısır döngünün beslediği ve ne yapacağını bilmeyen tüketici tiplerin salgın hastalık gibi ortalığa saçılması durumu,fotoğraf malzemesi üreticileri için de karlı bir ortam sağlar ve bu kez de mevcut pazarı gözlerinde dolar işaretleri yanıp sönen yeni tipler doldurur. Üretkenlikten uzak, elindeki teknoloji harikası aletlerle ne yapacağını bilmeden ortalıkta dolaşan eli makinelilerin kısa süreler sonunda, önceliklerinin de değişmesi ile bu kez atıl durumda kullanılmayı bekleyen sarf malzemeleri çöplüğü yaratırız kendi ellerimizle ve tabiki kendi paramızla.

 

Şu ya da bu markaların tercih edilmiş olması dışında  kişisel bir bakış açısı içermedikleri  için de çekilen fotoğrafların fotoğrafçıları yoktur aslında; fotoğrafı kimin çektiğini söylememiz de çok güçtür. Bunun sonucunda mevcut  fotoğrafların karşılığı da, görüntülerin doğrudan mekanik birer kopyaları olmanın ötesine geçemez.  Fotoğraf çok hızlı üretilebildiği için değerleri kısıtlıdır, tekrarlanan görüntüler sonsuz aynalarda yankılanan fotokopilere dönüşürken akılda birkaç objektif veya makine markasından fazlasını bırakmazlar.

 

Günümüzde dijital fotoğrafçılığın açtığı yolun (minimum teknik bilgiyle sonsuz deneme yanılma şansı ve masrafsızca fotoğraf çekebilme yönüyle ) aslında ümit verici olduğunu düşünenlerdenim. Yaşanan süreç içinde teknik bilgi ve estetik yaratıcılığın önemsizleşmesi, uzun vadede yaratıcı fotoğrafçılığın diğerlerinden ayrışarak daha da özgünleşmesini ve ilerlemesini sağlayacaktır ki bundan adım kadar eminim. Geçmişte resim sanatı içinde de yaşanmış olan benzer sarsıntıların fotoğrafın kendi içinde de benzer bir sarsıntı yaratacağından kuşkum yok artık.

 

Özgün bir bakış ve kişisel anlatım becerisi ve estetik kaygı içinde düşünülerek elde edilmiş fotoğrafların diğerlerinden farklı olarak kendini gösterme şansı her geçen gün artmakta..  Yüz elli yıl önce ağır bir uğraş gerektiren resmi, ucuzlaştırarak altüst edip yenileyen fotoğrafın bugün kendi içerisindeki dijital devrimle birlikte daha da basitleşerek kendini de ucuzlaştırdığını ve sonuçta bir doyum noktası oluştuğunu söyleyebiliriz ... "Kusursuz pozlanmış yakın çekim bir kelebek fotoğrafının kıymeti yok artık,  özgün bir şey yapmalıyız " diyebilenlerin sayısı arttıkça günümüz fotoğrafında gelişme de kaçınılmaz olacaktır.